31 Ekim 2012 Çarşamba

Dikkat!! Fazla Kişisel Bir Yazı Oldu Bu!!

Benim bir dayım var.Olağan bir şey. Belki sizin de vardır.Belki sizinkilerin sayısı birden bile fazladır.

Küçük kalbimde çok büyük bir yere sahip olan bir dayım var benim.Ben kelimesini çok az kullanan, kendini geliştirmek için ne öğreniyorsa aynılarını bana da öğretmeye çalışan...

İçi tıka basa güzellik dolu bir dayım var benim.Benim hayatıma da dokunduğunda güzelleştirir hayatımı oradan biliyorum.

Sinirlilik halinin bile yakıştığı bir dayım var benim.Kızınca gözlüğümün bir camının içine kağıt parçası sıkıştırıp Sürahi Hanım yapar beni ve bir gemici üniforması gibi beyaz dişlerini göstermeden naifçe güler.

Ve bir gün hayat Doğrucu Davut misali dayımı hasta ilan eder.Bu da yetmezmiş gibi beyninin içine kötü yürekli askerlerini gönderip canım dayımın geçirdiği en güzel anları ona unutturur.Canından çok sevdiği işine gitmek istemez.Canının canı olanlara vakit ayırmasına  45 yıldır onu her yere taşıyan ayakları razı gelmez.O' ndan alınan haberler şöminenin içindeki kızgın bir kütük parçası gibi kavurur içimizi.

Dayım...Sen unutursan ben ikimiz için de hatırlarım. N'olur ferah tut yorgun ve yaşlı yüreğini. bana işkembe çorbası ısmarlamalarını, aldığın demonte Bianchi Bisikleti sabahın 5 inde ben uyanmadan nasıl birleştirip bana sürpriz yaptığını, birlikte bit pazarlarından toparladığımız antika para ve anahtarlık koleksiyonumuzu, sahip olduğum ilk Walt Disney ansiklopedilerini, Mesleğinin sembolü haline gelen Ray Ban Aviator'ını bana daha ben teklif etmeden verdiğini, birlikte Katmer Tatlısı yaptığımız günleri, Altınoluk denizinde zıpkınla balık tutma denemelerini, asansörde hapşırdığımda saçtığım tükürüklere aldırmaksızın "Sen çok yaşa İremim" demelerini, Türkiye'nin hemen hemen her yerini seninle gezmemizi...

Dayım belki sen fark etmedin ama ben fark ettim ki sen, seni tanıyan herkesin hayatına simsiyah mürekkepli kalemle imzanı atmışsın.Hatırıma gelen her güzel günün ışığı sen olmuşsun.Bazen bencillik edip senin evlenmeni hiç istemediğimi burada itiraf etmeyeceğim ama şunu itiraf etmek isterim ki Balıkesir bana sen ve dedem içindeyken bayram havası soluturdu. Önce dedem beni terk etti.Ben daha onun muhakemesini tamamlamamışken sen de sana ihtiyacı olanları bırakmazsın di mi?

Son olarak hani telefon konuşmalarımızda seni çok seviyorum dayıcım derim ya...Aslında ben seni senin düşündüğünden bile daha çok seviyorum.1 kez bile söylesem 3 yerim söyler sana bunu : Hem dilim, hem beynim, hem yüreğim...




23 Ekim 2012 Salı

Ortak Hayat Çizelgemiz (Sen evde unuttuysan benden bakalım.Aynı nasıl olsa...)

O kadar duraksamaya tahammülü olmayan bir hayatın oksijenini soluyoruz ki...2 yaşında tuvaletini artık yumuş yumuş bezine değil de 3 boyutlu bir çemberin içine yapabilmen gerekiyor.7 yaşında dakikada kim daha fazla kelime okuyabilir temalı okuma yarışlarının içinde buluyorsun kendini. Sonrasında iyi bir liseye kapak atabilme ve onun bir üst level'ı iyi bir üniversiteye demir atabilme telaşesi bu döngüyü takip ediyor. 23'ünde ise biznıs  piyasasına taze kan aranıyor ilanına başvurup etikli gotikli bir şirkete dahil olmacalar ve ardından "Hadi evlen artık!", "Bak baban da torun sevmek istiyor." diye iğneleyen annecontilus ırkının alttan alttan iğnelemeden direk şişlemeleri...

Bu düzen bir nevi yazısız kanun gibi işliyor.Lütfen haksızsam haksızsın diyin.Evet sizi duyamıyorum o halde haksızsın diyen bir ses çıkmadığını varsayıp yazıma devam edebilirim. Eğer yeterince özgür ve kendi kurallarımızla yaşıyor olabilseydik çalar saat hiç icat edilmezdi.Çalar saatin eksikliği ise bir tek açıdan hissedilirdi. Ancak sabah sinirini neyi kırarak atabiliriz diyen mucitlerin parlak fikirleri sonrası atınca kırıldı sesi çıkaran ama kırılmayan objeler üretilirdi.Neyse...Sayın okuyucumu ciddiyete davet ediyorum hadi bekleme yapmadan final paragrafına geçiniz.

Bu prosese göre benim iş bulma safhasına geçmeme 1 adım kalmış.Buradan blogum aracılığı ile bana hazır olup olmadığımı bile sorma zahmetine giremeyen Hayat'a da teessüflerimi sunuyorum. Şarkılarıyla hala yaşayan Cem Karaca da feleğin çarkına çomak sokamadığına göre artık benim umudum kalmadı arkadaş.Neyse anne karnındaki bebiklere de nasihatım olsun : Olum sen ne var sanıyosun da daha 7 aylıkken  bi fırtlasam diye can atıyosun.Deli misin sen evladım, beyin gelişim eksik mi kaldı? Canım benim dönüver o zaman 5. haftaya olmaz mı? Eğer illa çıkıcam diyosan da bi upgrade edip ergenlik dönemi atla da gel.Hayatın bana hazırlayıp sunduğu çizelgeme bakıyorum da anne olmaya iş ve eş bulma adımlarım kalmışken uğraştırma beni triplerinle e mi? 








18 Ekim 2012 Perşembe

TRAFİK

Bugün planladığım şeyleri planladığım zamana yetiştiremediğimi fark ettim.Ben niye böyleyim triplerine girmeden 5 kala sorunun kaynağını ŞIP diye buldum.Salonun orta göbeğinde Rahmetli Arşimet gibi evraka evraka diye dolandım.Sorunu bilmek çözmenin yarısıdır derler ya benim sorunum içsel ve dışsal trafiklerimdi ve çözümü maalesef sadece kısmi olarak benim elimdeydi.Buyrun buradan iredeleyelim

Sorun1 :  Güzide okulum! Yani okulumun benle dalga geçme şekli olan ders programım.Bu kadar erkene ders konmaz arkadaş.Sabah kahvaltısını kargalarla ediyoruz resmen.Makyajıydı saçıydı kahvaltısıydı c vitaminli meyve suyuydu derken ben bu trafik içinde sıkılıyorum yoruluyorum yeaa.Daha da bitmiyo ki... dersiydi sunumuydu türkçe konuşmayın ingilizce konuşun diyen hocasıydı attendance'ydı yok ebesinin halasıydı falan fıstık

Sorun2 : Varın içinde yokluk.Şöyle ki ben araba kullanamıyorum.Binbir şevkle aldım o ehliyeti.Sınavını da küçümsenmeyecek bir puanla geçtim.Ama velakin ehliyetimi dantelli kumaşlara sarıp naftalinleyip çeyiz sandığımın dibine koydum.Kullanamıyorum araba bi panik bi titremeler kasılmalar yeeaa teneke parçasına mı güvenicez yeaalamalar falan yani.Bindiğim minibüs otobüs ve taksilerdeyse "Üff gerizekalı ya soldan soldan gidiyo, Allahım Allahım çöp arabaları bile bizi geçti ne sümsük şoför bu ya" diye de kızarım bi kaşımı kaldırıp dikiz aynasından şoföre tripli tripli de bakarım ama türk kızıyız neticede.Sonuçta elin şoförünün insafına kaldım. Caanım arabamız duruken hemde trafiğin en yoğun olduğu güzergahlarda işleyen toplu taşıma araçlarındayım.Canım sağolsun.

Sorun3 : Sorumluluklar...En laneti de bunlar.Çünkü yapılması çok önem taşımayan ama staj görüşmesinde kaç yabancı dil biliyorsunuz, boş zamanlarınızda nelerle meşgul olursunuz sorularına mal mal bakmamak için ve annecanın bilmemkimin kızı Latince öğreniyomuş yok Eczacıbaşında staja başlamış yok Tubitak bursu kazanmış diye size loser muamelesi yapmasın diye yapılması gerekli olan şeyler bunlar.Mesela ticaretle alakalı ve büyük şirketlerin hayatını anlatan kitaplar okumak(benim istikbalim için), gazetenin Kelebek ve Günaydın ekinden ziyade ekonomi sayfalarına yönelmek, 2. yabancı dil öğrenmeye başlamak ya da vs vs işte..

Sorun4 : Diziler... Game of Throne, Fringe , HIMYM, Vampire Diaries, GG ve daha onlarcası...Aklımda ne olursa olsun hep önceliğim bu diziler oluyo benim yeaa. 30-35 dk. nasıl olsa diyorum ama enaam bunlar ne zaman çıkıyolardı ya da bu kızın gerçek hayattaki sevgülüsü kimdi falan derken zaman geçiveriyor a dostlar...

Böyle işte sorunu buldum ama çözümü bulamıyorum ben...Öyle yuvarlanıp gidiyoruz işte bugünden itibaren "Sen de plan yapmayıver hem karnım tok olsun hem aşım yerinde dursun olmuyo işte!" dedim son olarak gayet düz bi insanım artıkın...


10 Ekim 2012 Çarşamba

Ertelemek yada ertelememek

Blog dünyasına yabancı olduğumdan bu camianın kuralları nasıl işliyor bilmem ve ilk postumda kendimi tanıtmak istemedim.Onun yerine şu an bile yapmaktan geri kalamadığım şeyi yazmak isterim.Neden yaptığım hakkında en ufak bir fikrim bile olmadığından bu huydan nasıl kurtulacağımı da bilemiyorum.İtiraf ediyorum!!!I AM IREM AND I AM A DELAY-HOLIC.

Aslına bakarsak 22 yıldır benden istenilen her türlü ev ödevini, sınav çalışmasını, arkadaş buluşmasını, annecanın verdiği " Şu bardağı fırçalayıp makinaya koyuver!, Yatağının altındaki çorabın tekini bul da kirliye at renklileri yıkıycam!, Masanın üstünü bi düzelt akşama bilmemkimler gelicekmiş!" emirlerini itinayla titizlikle erteliyorum.Böylece tüm ödevler sinir stres harbi içinde bitip tüm sınavlar son dakika golu oluyor.Arkadaşlardan "Abi İrem yine geç kalıyomuş ya! Şimdi aradı.Napalım bekleyelim mi? cümlelerini duyar gibi olup misafir gecesi annecanımın "Masada sütyenin ne işi var?Masayı üstündekilerle evsizlere versek bi ev kurarlar bunlarla" serzenişlerine şahitlik ediyorum.

Azar delisi olmayı seven streslere gark olmaktan pek bi memnun olan bir yapım yok çok şükür.Gelgelelim ki ben yapmak zorunda olduğum veya sevdiğim insanların benden istedikleri çaba gerektiren her şeyi son dakikaya erteliyorum hatta son dakikanın son saniyelerine ve saliselerine hatta ve hatta planck zamanına erteliyorum.( Bu link planck zamanı da neymiş diyenlere gelsin.) Şimdi size bu olayı örneklemek isterim :

Yıl bindokuzyüz bilmem kaçlar LGS sınavına da takribi 2 yıl var.Ben tabiki rahatım ohooo daha iki yılım var babacanla annecan beni dershaneye yazdırdılar dershanedeki bağyan ise bana tembihledi "Haftaya sınıf belirleme sınavı var şeker" diye..Bu durumda benim yapmam gereken şey hemen genel tekrar yapıp sınıftaki  hocaaam benimkiiii deki ki ayrı mı yazılıyoduuuuu çığırtmalarını minimuma indirgemek.Peki ben naptım buyrun buradan yakın:

--------------------------------------

Pazar : Annecan ve babacan ile dershaneye kayıt yaptırdım haftaya sınıf belirleme sınavı olacağım söylendi.

Pazartesi : Ecenaz'ın doğum günü okul dönüşü ortak hediye alındı pastalar mideye indirildi.

Salı : Akşam için oturmaya bilmemkimler yakışıklı oğullarıyla birlikte teşrif ettiler.

Çarşamba : Okul dönüşü Caaanım dedecimle bisiklet turu yaptık akşamına da çalışamadım bacaklarım tutulmuş.( Benim beynim sol adeleme yapışık çalıştığından.)

Perşembe : Uff sınava az kaldı ama Sims deki aile için daha çocuk yapacaydık.

Cuma : Annecanın ısrarıyla masaya oturtuldum Güvender konu anlatımlı devasa kitabımın içine İpek Ongun'un romanıdan birini iliştirip sözde ders çalıştım.

Cumartesi sabahı : Hemen kahvaltımı bitirip cümlenin öğeleri konusuna bakmam lazım.

Cumartesi öğleni : Anaaaamm bu filmi ben bi türlü izleyememiştim oleyy yaaa!

Cumartesi akşamı : Özetlere bakmam lazım!!Oha saat kaç olmuş  

Pazar kuşluk vakti : Hızlı hızlı karıştırılan sayfalar eşliğinde midemdeki kelebek uçuşması ve zihnimdeki büyük karmaşa.

Pazar akşamı: 2. sınavda nasıl da sınıf atlıycam bak gibi iddialı cümleler..

-------------------

Erteleme-koliklik (oturduğum yerden uydurduğum yeni kelimemi TDK'nın oylamasına sunarım.)  hastalığıyla yeni yeni yüzleşiyorum.Öyle de bir meret ki bu en büyük semptomları ise tam eyleme geçecekken gelen bir esneme hali bir susama acıkma hali, film izleyesi veya Youtube'dan Serdar Ortaç şarkılarına karaoke yapası gelmesi hali ....

Son olarak eğer yolunuz sayfama düşerse ve ahanda bu kız beni anlatmış derseniz size şimdiden geçmiş olsun dileklerimi iletirim. Fekat bu kız benim eski halime benziyo diyebilen biri olursa, O'na selam eder kırılma noktasını dinlemek isterim.