30 Aralık 2012 Pazar

Informative...

Bir final döneminin daha başına geldik.Projeler atlatıldı.Vizelere nanik yapıldı. Presentasyonlar, kısa filmler, quizler falan filan derken baba finaller geldi kapıya dizildi.Hocaların bütünlemeye karşı tavrı oldukça sitemkar ve "nah geçersiniz bu bütünlemelerden" tarzı yaklaşımları da bir öğrenci gözünden fazlasıyla göz yaşartıcı bulundu.Birileri acilen bütünleme sınavının amacını anlatıversin hocalarımıza zira aramızda jargon farkı mevcut.(bkz.üniversite hocası jargonu)

Milli piyango biletlerine karşı net tavrımı belirtmek isterim.Bana göre satan için umut taciri demek "satıcı"dan daha fazla anlam ifade ediyor. Alan için ise bir şey deyip kalite çizgimden kayacağımı zannetmediniz umarım.Milli piyango bileti 10. 20. 40 Tl ama beyin çalıştırma pay-free a dostlar. Naçizane tavsiyem umudu insanların eline bakarak beklemektense taş taş üstüne koyup kendimiz inşa edelim.(Yaz kızım...)

Çok çok sevdiğim bir dost bana elleriyle üstünde adım yazılı olan kalp şeklinde cookie yapmış.Yedikçe mutluluk level'ım bi çubuk artıyo.(Karabiberim ellerine sağlık annemmm sen ne hamarat bir hatun oldun çıktın ya çift ş'li Maşşallah sana)

Evde her Allah'ın günü bir değişiklik var.Bir gün dolapların yerleri değişiyor bir gün yeni halılar geliyor. Annecan normal gözüküyor ama zannediyorum ki 3 vakite kadar bana görücü gelecek aksi halde  bu kadar çok değişiklik başka ne ile açıklanabilir ki??

Saçlarım tel tel döküledursun (tel  kadayıf çekmedi ki canım hiç ben şişko diilim ki) isviçreli bilim adamları ve teknolojik alet edevat satıcıları yeni bir deney, ürün, proje ile karşımıza çıkmaktan geri kalmıyor.Yok iphone 5 ile dünyayı fethetmeler yok proton tokuşturmalar, benim lepiska saçlarım şeftali tüyü oldu ona hala çare yok ama...Sanat bile halk için olmuş bilim hala insanlığa hizmet edemiyor.Şeytan diyo al protonları sok kulaklarına. (Zihni Sinir, sen bakma onlara hocam. Sana saygım sonsuzdur.Bilirsin...)





15 Aralık 2012 Cumartesi

Anneler VS. Babalar

Şu hayatta beni en çok koparan şeyler annecan monologlarıdır. Sizin evi bilme lüksüne sahip değilim ama bizim evde annem genelde uzun hava şeklide kendini 3 dk repeat ine alarak sunar en yaratıcı cümlelerini.Annenizin ağzı iyi laf yapıyorsa ve zekası normalin üstündeyse cevap vermemek biz cücükler için daha hayırlı diye düşünüyorum.Örnek verip de diğer annelerin cümle dağarcığını geliştirmek istemem ama annem bence dalında bir numero.

Bunun yanında babalardan bu tarz cümleler pek duymayız Su isteyince "popo ebatı dalında tek rakibim Kim Kardashian diye altın kaplama çerçeve asmalı senin" diyen bir baba görmedim ben hiç.Bakınız babalar da bu kulvarda anneleri hadi göriyim sizi hodri meydan diyerek yalnız bırakmışlar, efendice çekilmişler.Onlardan genelde nasıl konuşma bu, oldu mu bu şimdi, sen nasıl istersen, bir daha olmasın ama tarzı cümleler duyula gelir.

Babalar doğaları gereği "Ah kerata yapmışsın bi hata olur bu gençlik döneminde bize de tolere etmek düşer." anlayış tarzını benimsemişler.Ancak anneler bu cümleleri eşe dosta espri konusu yaparlar sonra es kaza sizin kulağınıza gelince yapılanlar susayınca su içmek kadar doğal bir şeymiş gibi "Sen yaparken ayıp olmuyo da ben söyleyince ayıp di mi kızım."diye bastırırlar.Sana da sinirden önce kırmızı sonra mor sonra koyu bordo renk skalasında fink atmak kalır.

Babalar size ters bir kelime etmediği için sizden de ters kelime duymaya pek tahamül edemezler.Ancak annelerle yüz göz olunmuş bir kere onlara rahatça çemkirilebilir.(Yalnız size tavsiyem cümlenizi bitirmenizle kapıyı çarpmanız eş zamanlı olsun zira anne ırkı Allah tarafından üstün cevap verme kabiliyetiyle yaratılmıştır.Üzgünüm beyler torpil büyük yerden.)

Neyse işte annelerin olayı bu yani.Ben de ileride nur topu gibi bir evladım olursa diye annemin bana ettiği cümlelerden hmm bu güzelmiş dediklerimi şimdiden pembe Hello Kitty'li defterime not alıyorum.Hamilelik dönemimde de ezberime alıcam ki düşünmeden bir çırpıda söyleyeyim de bir havalı olsun şöyle çocuk ağzı açık bir şekilde şapşal şapşal baksın suratıma bir süre vay bee desin.




4 Aralık 2012 Salı

KIYAMEEEEEETTTT!

Türkiye Cumhuriyet'inin kuruluş tarihini bile bilmeyenlerin dahi bildiği bir tarih 21 Aralık...Efenim Maya takviminine göre 17 gün sonra hepimiz ölüciiz. Bildiğin genel bir soykırım işte...Alman ırkının da dahil olduğunu görünce Hitler'in kemikleri ters dönebilir keza Sarkozy'nin de kıyametin kopmasından bizi sorumlu tutması muhtemel zira soykırım ile Türkiye'yi eş anlamlı belledi yiivrum. RTE de şu ahir günlerimizde Yuropin Yunyın'a giremezsek eğer kıyameti falan bekleyemez anacım vakitsiz dertten hık gük der gidiverir.


Biz 21 Aralık mitini dost meclisinde espri konusu yapakoyalım, yakın zamanda gördüğüm kadarı ile bazı adem oğulları Fransa'nın Bugarach Köyü ile Türkiye'nin Şirince köyünü mesken bellemişler.Çünkü genel kanıya göre oraya birşey olmazmış (Ali Ağaoğlu'nun ise neden Şirince'de bi toplu konut işine girmediği tarafımca merak konusu.).Buradan da anlaşılacağı üzere kafalar fırıl fırıl fırıldıyor. (Delilenmeye bir adım var dedin dedin delirttin bu milleti sayın İlhan Şeşen.)

Kimseyi yargılama hakkını kendimde görmediğimden olsa gerek kendini bu tarz haberlerin inandırıcılığına kaptıranlara sadece selam ederim.Bi de şunu söyliyim nolur ama ya lütfenn bak ağlarımm ki sonra

Sayın Abiler, ablalar ve mini mini çocuklar

Çocukların pırıl pırıl hayal güçlerine hayran kaldığımdan onları yalnızca öperek selamlıyorum.Sözüm yetişkinlere...

Eğer kıyametin kopacağına inanıyorsanız lütfen biran önce istifa etmeye başlayın özellikle P&G ve Eczacıbaşı employee güruhu... Bizler de bu boşluğu itinayla dolduralım.Hadi arkadaşım bekleme yapma.

Amerika, işte hayır işleme fırsatı ayağınıza geldi. Emin olun ki overlokçu makinesinin ayağınıza gelmesinden daha hayırlı bu iş. University feelerini kaldırın bi zahmet ya da luxury brandlere indirim uygulayın.21 Aralık günü zebanilere mi giydireceksiniz o Alexander Mcqueen şalları kuuuzum? Ayrıca bkz. bir satış stratejisi olarak "sürümden kazanma" .Hadi bakalım aldın sen mesajı.





25 Kasım 2012 Pazar

Bana gerizekalı de Kazım

İnsanlar çeşit çeşittir.Kabul...Sen hepimiz tek yumurta ikiziyiz mi sanıyodun len dümbük demeyin lütfen.Amacım insan ırkını bölümlere ayrırıp incelemek değil.Zaten ben de bir antropolog değilim, psikolog hiç değilim.Daha cücüklükten yeni bitmeyken ergen ergen triplere girip ya anneeaa salak Sudecan soyadımla dalga geçiyo Şerbet Şerbet diyo bana yeaaa çok moralmanlarım bozuk diye popişimi yırtarken annecanım bana bir söz söylemişti."Küçük insanlar kişilerle büyük insanlar fikirlerle uğraşırlar"diye.(Tabi annecanım da bir Balzac olabilir ama bir Alex değil. Özliycez seni Alex : ((  )Anlamadım tabi o zaman.İçimden yarın ben de senin o iki örgünden tutup sallayıp sallayıp elektrik direğinin tepesine kuş gibi kondurmazsam diye düşünüp hırslanıyordum. Ergen aklı len ya ne olacağdı.Ve beklediğimiz an geldi ergenlikten çıktık ve akıl pılını pırtını toplayıp yuvaya kesin dönüş yaptı.

Artık İrem de sınavlarda hiç yardımcı olmuyo ya da İrem de çok soğuk cümlelerinin benim üstümdeki etkisi ayağımdaki küçük parmağımın kör tırnağının üstümdeki etkisi kadar gençler.Ben büyüdüm artık sadece fikirler üzerinde tartışmalara, panellere, etkinliklere katılıyorum dersem zırvalamış olurum.Mesela şu an yüzümde kil maskesi var ve ayaklarımı ısıtmak için saç kurutma makinesini fişe takıp ayaklarıma doğru tutuyorum (Kutup ayılarına kocaman bir özür borçluyum.).Ama kuyuya her atılan taşı oradan çıkarma zahmetine girmiyorum bırakalım onu diğer akıllılar yapsın.Ya da fi tarihinde şu bana şöyle demişti şöyle yapmıştı vay efendim o ne hadsiz insanmış püüü Allah da seni... gibisinden serzenişlerde de bulunmuyorum.Beklentim düşük ve toleransım yüksek.

Ha bi de son olarak, kestaneli pastaya ne kadar bayılıyorsam birinin bana öykünmesinden de eş şiddette nefret ederim.Kalan ömrümüz büyük bir dilim hani şu üzerinde en çok kestane barındıran pasta dilimini yalayıp yutmuş gibi tatlı geçsin bi de özgün...

15 Kasım 2012 Perşembe

3 ADIMDA YILBAŞI KUTLAMA REHBERİ

-Yılbaşı bizim bayramımız değil ki
-Daha Aralık'a girmedik kardaş sen hangi takvimi kullanıyosun ki
-Pardon da kırmızı 2 sezon öncesinin rengiydi taam mı taaaattlaaamm
-Ren geyiklerine de bindir bari bizi
cümlelerini söyleyen, önce dilinin ucuna getiren dil ucunda bi tur atırıp iki dudağının arasına sıkıştıran veya da dermiş gibi yapanlar lütfen alt tarafı okumayın beyler.Üst kısım sizlere kâfi.

Adım 1 : Kırmızı Don

O don o popişe geçecek arkadaş.Sanmayın ki marketlerdeki yılbaşı ağacını kolunun altına sıkıştıran  abiler, hindinin yağsızını arayan ablalar uzun kasa kuyruklarında şunu bi kursam, şunu bi pişirsem diye düşünüyolar.Yalamaya başla canım avcunu anca bitirisin! Buyrun bakın bakalım ne düşünüyorlarmış.

-Uff listeye de yazamadık çoluk çocuğun eline düşer diye bak unuttuk işte kırmızı donu yarın süt bitmiş diye çıkayım evden de Migros'tan alıveriyim bari.

-Lan geçen yıl giymedik diye burnum boktan çıkmadıydı. Bu yıl bari alalım da işim gücüm rast gitsin.


-Ay bu yıl kırmızı donumu giyiyim de ÖSS'de şansım açılsın inşallah Yareppim.


-Önce kırmızı donumla gireyim yeni yıla haftaya da Telli Baba'ya gidicem Ayşecan. Merve de öyle tanıştı Kamuran ile.

Ayrıca bıyıklı, tespihli mahalle abileri sözüm sizlere de ve altın günü dönüşü otobüsü soğan kokusuna maruz bıraktıran gün anneanneleri sizler de üstünüze alınabilirsiniz.


Adım 2 : Dışarıdaysan Kop Kop Evdeysen PTT

Şimdi imkanı olan var olmayan var.Sizlere Nişantaşı Sofa Hotel'in çatı katındaki Frankie adlı mekan tercih edilebilir veya Suada'da bol canlı müzikli (2011 de MFÖ vardı mesela) bir geceyle eğlencenin dibine vurabilirler.Pırıl pırıl göz makyajı tek bir gecede abes karşılanmaz(evet bildiniz bu gece o gece).Kıpkırmızı rujlarla sadece geceye değil şampanya bardaklarınıza da imzanızı atabilirsiniz.Ve siz, erkekler, sevdiceğinizle uyumlu giyinin lan.Bayılıyom öyle uyumlu giyinen çiftlere dibim falan düşüyo.(Ya da giyinmeyin öyle uyumlu nazarı falan da var bu işin.Gece bittiğinde doğrudan anneannenize gidin de kurşun döksün size tü tü tü maşşşallah.)  Velev ki evdesiniz, kapayın ışıkları dizin mumları yerlere asın çam ağacınıza noel baba figürünüzü ve yakın gözlüklerinizi de takın.Saatler 00.05' i gösterdiğinde ise Cnbce vasıtasıyla Victoria's Secret keyfine dahil olun.(EFENİM boyu 155 cm in altında ve etine butuna dolgun bayanlar lütfen izlemeden önce 2 seanslık psikolog dozunuzu alıp da gelin sonrasında feci karın ağrıması yapabiliyo walla bende söylemesi). Öncesi ise tabiki demli çaylı aile muhabbeti...

Adım 3 : Mutluluğu Paylaş

Coca Cola ile ticari ve kar amacı güden bi anlaşma yapmadım tabiki. Ama bu sloganı sevmeyen el kaldırsın çoturt diye kırayım o elini.Saatler 12 yi gösterdiğinde sevgilisine, anasına, babasına, Malatya'daki abisine, eski mahalledeki komşularına ve telefonunu rehbere sırf sınav notu istemek için kaydettiğiniz arkadaşlarınıza nefis temennilerle dolu konuşmalar yapın.Mutluluktan gebericek gibi olduğunuzu fark edince de anlayın ki doğru yoldasınız.Mesaj atmayın be insanoğlu hele hele seneye görüşürüz, borç verirsen seneye öderim tarzı geyiklerden bir günah gibi sakının piliiz.



6 Kasım 2012 Salı

"İşte öyle bişi" oldu bu yazı da!

Bur aralar ben : 

-Dil ve beyin arasındaki koordinasyonda ciddi kopukluk yaşıyorum.Mesela restauranttaki garsona : Her şey çok lezzetliydi.Yumurtalar da yök kumurtasıydı galiba diyebilitem var.Ya da gezi dönüşü hocaya çok güzel bi geziydi teşekkürler yerine çok güzel bi güzeldi gibi cümleler kurabiliyorum.

-Uzun bir aradan sonra ilk kez inandığım bi hedefim var.Paylaşmak istemiyorum henüz ama bayadır ilk kez bu kadar heyecanlı hissediyorum kendimi.Önünü görebilmek ne hoş bi duyguymuş.Sonunda belirsizlikler silsilesi adlı gemi limana yanaştı.Go georgeos go!(self motivation tavanlarda)

-"Evrenden torpilim var"'ı tekrar tekrar okuyup altını fosforlu highlighter kalemcağızımla çiziktiriyorum.

-Okulu aksatmamak için ekstra bir çaba sarf ediyorum.

-Sabah kalktığımda belim ölesiye ağrımasın diye uyku pozisyonumu (en azından uyuyana kadar) yüzü koyundan sırtüstüne terfi ettirdim.

-1-2 kişiyi çok seviyorum.Haftada bir kez görmek yetmiyor hep onlarla konuşmak, dertleşmek, vs. vs. istiyorum.(Şu vs leri yazarken dahi aklıma Victorias Secret donları geliyosa anladım ki ben iflah olmam.Pis shopaholic seni...)

-Eskiden imrendiğim çoğu şeyin şimdi hiç bir değeri kalmadığını görünce hayrete düşüyorum.(What a rapidly driven taste shift?)

-Annecan ile sohbet ederken resmen zevkten dört beş köşe oluyorum.Ya sen bana ne çeşit bi hediyesin?Şuraya da tıklayıver pls.

-Ali Ağaoğlu ile Banu Alkan'ı baş göz edesim geliyor.(bkz. Yaptık! Olacak! VS. Ben hala Türkiye'nin en güzel kadınıyım.)

-Müzik dinlerken müziğe bir güzel dış sesimle eşlik ediyorum.(Barmen bu kız ne içtiyse aynısından bana getir etkisi yapmaması için bunu açık hava yürüyüşlerimde tenha yerlerde yapıyorum.)

-Murphy yasaları işleyişini test etmek için markete resmen Hello Kitty'li pijamamla gidiyorum ama hala mahallenin filinta abileri  ya da lisenin It-Boy'ları ile karşılaşamadım.(Ulan Murphy yasa da olsan bendeki inandırıcılığın Noel Baba'ya olan inancımla eşdeğer bebeğim. Sorry about it.)

-Bi dinginlik geldi üstüme.bi huzur ve sakinlik. Dingillik değil be ablacım dinginlik.














31 Ekim 2012 Çarşamba

Dikkat!! Fazla Kişisel Bir Yazı Oldu Bu!!

Benim bir dayım var.Olağan bir şey. Belki sizin de vardır.Belki sizinkilerin sayısı birden bile fazladır.

Küçük kalbimde çok büyük bir yere sahip olan bir dayım var benim.Ben kelimesini çok az kullanan, kendini geliştirmek için ne öğreniyorsa aynılarını bana da öğretmeye çalışan...

İçi tıka basa güzellik dolu bir dayım var benim.Benim hayatıma da dokunduğunda güzelleştirir hayatımı oradan biliyorum.

Sinirlilik halinin bile yakıştığı bir dayım var benim.Kızınca gözlüğümün bir camının içine kağıt parçası sıkıştırıp Sürahi Hanım yapar beni ve bir gemici üniforması gibi beyaz dişlerini göstermeden naifçe güler.

Ve bir gün hayat Doğrucu Davut misali dayımı hasta ilan eder.Bu da yetmezmiş gibi beyninin içine kötü yürekli askerlerini gönderip canım dayımın geçirdiği en güzel anları ona unutturur.Canından çok sevdiği işine gitmek istemez.Canının canı olanlara vakit ayırmasına  45 yıldır onu her yere taşıyan ayakları razı gelmez.O' ndan alınan haberler şöminenin içindeki kızgın bir kütük parçası gibi kavurur içimizi.

Dayım...Sen unutursan ben ikimiz için de hatırlarım. N'olur ferah tut yorgun ve yaşlı yüreğini. bana işkembe çorbası ısmarlamalarını, aldığın demonte Bianchi Bisikleti sabahın 5 inde ben uyanmadan nasıl birleştirip bana sürpriz yaptığını, birlikte bit pazarlarından toparladığımız antika para ve anahtarlık koleksiyonumuzu, sahip olduğum ilk Walt Disney ansiklopedilerini, Mesleğinin sembolü haline gelen Ray Ban Aviator'ını bana daha ben teklif etmeden verdiğini, birlikte Katmer Tatlısı yaptığımız günleri, Altınoluk denizinde zıpkınla balık tutma denemelerini, asansörde hapşırdığımda saçtığım tükürüklere aldırmaksızın "Sen çok yaşa İremim" demelerini, Türkiye'nin hemen hemen her yerini seninle gezmemizi...

Dayım belki sen fark etmedin ama ben fark ettim ki sen, seni tanıyan herkesin hayatına simsiyah mürekkepli kalemle imzanı atmışsın.Hatırıma gelen her güzel günün ışığı sen olmuşsun.Bazen bencillik edip senin evlenmeni hiç istemediğimi burada itiraf etmeyeceğim ama şunu itiraf etmek isterim ki Balıkesir bana sen ve dedem içindeyken bayram havası soluturdu. Önce dedem beni terk etti.Ben daha onun muhakemesini tamamlamamışken sen de sana ihtiyacı olanları bırakmazsın di mi?

Son olarak hani telefon konuşmalarımızda seni çok seviyorum dayıcım derim ya...Aslında ben seni senin düşündüğünden bile daha çok seviyorum.1 kez bile söylesem 3 yerim söyler sana bunu : Hem dilim, hem beynim, hem yüreğim...




23 Ekim 2012 Salı

Ortak Hayat Çizelgemiz (Sen evde unuttuysan benden bakalım.Aynı nasıl olsa...)

O kadar duraksamaya tahammülü olmayan bir hayatın oksijenini soluyoruz ki...2 yaşında tuvaletini artık yumuş yumuş bezine değil de 3 boyutlu bir çemberin içine yapabilmen gerekiyor.7 yaşında dakikada kim daha fazla kelime okuyabilir temalı okuma yarışlarının içinde buluyorsun kendini. Sonrasında iyi bir liseye kapak atabilme ve onun bir üst level'ı iyi bir üniversiteye demir atabilme telaşesi bu döngüyü takip ediyor. 23'ünde ise biznıs  piyasasına taze kan aranıyor ilanına başvurup etikli gotikli bir şirkete dahil olmacalar ve ardından "Hadi evlen artık!", "Bak baban da torun sevmek istiyor." diye iğneleyen annecontilus ırkının alttan alttan iğnelemeden direk şişlemeleri...

Bu düzen bir nevi yazısız kanun gibi işliyor.Lütfen haksızsam haksızsın diyin.Evet sizi duyamıyorum o halde haksızsın diyen bir ses çıkmadığını varsayıp yazıma devam edebilirim. Eğer yeterince özgür ve kendi kurallarımızla yaşıyor olabilseydik çalar saat hiç icat edilmezdi.Çalar saatin eksikliği ise bir tek açıdan hissedilirdi. Ancak sabah sinirini neyi kırarak atabiliriz diyen mucitlerin parlak fikirleri sonrası atınca kırıldı sesi çıkaran ama kırılmayan objeler üretilirdi.Neyse...Sayın okuyucumu ciddiyete davet ediyorum hadi bekleme yapmadan final paragrafına geçiniz.

Bu prosese göre benim iş bulma safhasına geçmeme 1 adım kalmış.Buradan blogum aracılığı ile bana hazır olup olmadığımı bile sorma zahmetine giremeyen Hayat'a da teessüflerimi sunuyorum. Şarkılarıyla hala yaşayan Cem Karaca da feleğin çarkına çomak sokamadığına göre artık benim umudum kalmadı arkadaş.Neyse anne karnındaki bebiklere de nasihatım olsun : Olum sen ne var sanıyosun da daha 7 aylıkken  bi fırtlasam diye can atıyosun.Deli misin sen evladım, beyin gelişim eksik mi kaldı? Canım benim dönüver o zaman 5. haftaya olmaz mı? Eğer illa çıkıcam diyosan da bi upgrade edip ergenlik dönemi atla da gel.Hayatın bana hazırlayıp sunduğu çizelgeme bakıyorum da anne olmaya iş ve eş bulma adımlarım kalmışken uğraştırma beni triplerinle e mi? 








18 Ekim 2012 Perşembe

TRAFİK

Bugün planladığım şeyleri planladığım zamana yetiştiremediğimi fark ettim.Ben niye böyleyim triplerine girmeden 5 kala sorunun kaynağını ŞIP diye buldum.Salonun orta göbeğinde Rahmetli Arşimet gibi evraka evraka diye dolandım.Sorunu bilmek çözmenin yarısıdır derler ya benim sorunum içsel ve dışsal trafiklerimdi ve çözümü maalesef sadece kısmi olarak benim elimdeydi.Buyrun buradan iredeleyelim

Sorun1 :  Güzide okulum! Yani okulumun benle dalga geçme şekli olan ders programım.Bu kadar erkene ders konmaz arkadaş.Sabah kahvaltısını kargalarla ediyoruz resmen.Makyajıydı saçıydı kahvaltısıydı c vitaminli meyve suyuydu derken ben bu trafik içinde sıkılıyorum yoruluyorum yeaa.Daha da bitmiyo ki... dersiydi sunumuydu türkçe konuşmayın ingilizce konuşun diyen hocasıydı attendance'ydı yok ebesinin halasıydı falan fıstık

Sorun2 : Varın içinde yokluk.Şöyle ki ben araba kullanamıyorum.Binbir şevkle aldım o ehliyeti.Sınavını da küçümsenmeyecek bir puanla geçtim.Ama velakin ehliyetimi dantelli kumaşlara sarıp naftalinleyip çeyiz sandığımın dibine koydum.Kullanamıyorum araba bi panik bi titremeler kasılmalar yeeaa teneke parçasına mı güvenicez yeaalamalar falan yani.Bindiğim minibüs otobüs ve taksilerdeyse "Üff gerizekalı ya soldan soldan gidiyo, Allahım Allahım çöp arabaları bile bizi geçti ne sümsük şoför bu ya" diye de kızarım bi kaşımı kaldırıp dikiz aynasından şoföre tripli tripli de bakarım ama türk kızıyız neticede.Sonuçta elin şoförünün insafına kaldım. Caanım arabamız duruken hemde trafiğin en yoğun olduğu güzergahlarda işleyen toplu taşıma araçlarındayım.Canım sağolsun.

Sorun3 : Sorumluluklar...En laneti de bunlar.Çünkü yapılması çok önem taşımayan ama staj görüşmesinde kaç yabancı dil biliyorsunuz, boş zamanlarınızda nelerle meşgul olursunuz sorularına mal mal bakmamak için ve annecanın bilmemkimin kızı Latince öğreniyomuş yok Eczacıbaşında staja başlamış yok Tubitak bursu kazanmış diye size loser muamelesi yapmasın diye yapılması gerekli olan şeyler bunlar.Mesela ticaretle alakalı ve büyük şirketlerin hayatını anlatan kitaplar okumak(benim istikbalim için), gazetenin Kelebek ve Günaydın ekinden ziyade ekonomi sayfalarına yönelmek, 2. yabancı dil öğrenmeye başlamak ya da vs vs işte..

Sorun4 : Diziler... Game of Throne, Fringe , HIMYM, Vampire Diaries, GG ve daha onlarcası...Aklımda ne olursa olsun hep önceliğim bu diziler oluyo benim yeaa. 30-35 dk. nasıl olsa diyorum ama enaam bunlar ne zaman çıkıyolardı ya da bu kızın gerçek hayattaki sevgülüsü kimdi falan derken zaman geçiveriyor a dostlar...

Böyle işte sorunu buldum ama çözümü bulamıyorum ben...Öyle yuvarlanıp gidiyoruz işte bugünden itibaren "Sen de plan yapmayıver hem karnım tok olsun hem aşım yerinde dursun olmuyo işte!" dedim son olarak gayet düz bi insanım artıkın...


10 Ekim 2012 Çarşamba

Ertelemek yada ertelememek

Blog dünyasına yabancı olduğumdan bu camianın kuralları nasıl işliyor bilmem ve ilk postumda kendimi tanıtmak istemedim.Onun yerine şu an bile yapmaktan geri kalamadığım şeyi yazmak isterim.Neden yaptığım hakkında en ufak bir fikrim bile olmadığından bu huydan nasıl kurtulacağımı da bilemiyorum.İtiraf ediyorum!!!I AM IREM AND I AM A DELAY-HOLIC.

Aslına bakarsak 22 yıldır benden istenilen her türlü ev ödevini, sınav çalışmasını, arkadaş buluşmasını, annecanın verdiği " Şu bardağı fırçalayıp makinaya koyuver!, Yatağının altındaki çorabın tekini bul da kirliye at renklileri yıkıycam!, Masanın üstünü bi düzelt akşama bilmemkimler gelicekmiş!" emirlerini itinayla titizlikle erteliyorum.Böylece tüm ödevler sinir stres harbi içinde bitip tüm sınavlar son dakika golu oluyor.Arkadaşlardan "Abi İrem yine geç kalıyomuş ya! Şimdi aradı.Napalım bekleyelim mi? cümlelerini duyar gibi olup misafir gecesi annecanımın "Masada sütyenin ne işi var?Masayı üstündekilerle evsizlere versek bi ev kurarlar bunlarla" serzenişlerine şahitlik ediyorum.

Azar delisi olmayı seven streslere gark olmaktan pek bi memnun olan bir yapım yok çok şükür.Gelgelelim ki ben yapmak zorunda olduğum veya sevdiğim insanların benden istedikleri çaba gerektiren her şeyi son dakikaya erteliyorum hatta son dakikanın son saniyelerine ve saliselerine hatta ve hatta planck zamanına erteliyorum.( Bu link planck zamanı da neymiş diyenlere gelsin.) Şimdi size bu olayı örneklemek isterim :

Yıl bindokuzyüz bilmem kaçlar LGS sınavına da takribi 2 yıl var.Ben tabiki rahatım ohooo daha iki yılım var babacanla annecan beni dershaneye yazdırdılar dershanedeki bağyan ise bana tembihledi "Haftaya sınıf belirleme sınavı var şeker" diye..Bu durumda benim yapmam gereken şey hemen genel tekrar yapıp sınıftaki  hocaaam benimkiiii deki ki ayrı mı yazılıyoduuuuu çığırtmalarını minimuma indirgemek.Peki ben naptım buyrun buradan yakın:

--------------------------------------

Pazar : Annecan ve babacan ile dershaneye kayıt yaptırdım haftaya sınıf belirleme sınavı olacağım söylendi.

Pazartesi : Ecenaz'ın doğum günü okul dönüşü ortak hediye alındı pastalar mideye indirildi.

Salı : Akşam için oturmaya bilmemkimler yakışıklı oğullarıyla birlikte teşrif ettiler.

Çarşamba : Okul dönüşü Caaanım dedecimle bisiklet turu yaptık akşamına da çalışamadım bacaklarım tutulmuş.( Benim beynim sol adeleme yapışık çalıştığından.)

Perşembe : Uff sınava az kaldı ama Sims deki aile için daha çocuk yapacaydık.

Cuma : Annecanın ısrarıyla masaya oturtuldum Güvender konu anlatımlı devasa kitabımın içine İpek Ongun'un romanıdan birini iliştirip sözde ders çalıştım.

Cumartesi sabahı : Hemen kahvaltımı bitirip cümlenin öğeleri konusuna bakmam lazım.

Cumartesi öğleni : Anaaaamm bu filmi ben bi türlü izleyememiştim oleyy yaaa!

Cumartesi akşamı : Özetlere bakmam lazım!!Oha saat kaç olmuş  

Pazar kuşluk vakti : Hızlı hızlı karıştırılan sayfalar eşliğinde midemdeki kelebek uçuşması ve zihnimdeki büyük karmaşa.

Pazar akşamı: 2. sınavda nasıl da sınıf atlıycam bak gibi iddialı cümleler..

-------------------

Erteleme-koliklik (oturduğum yerden uydurduğum yeni kelimemi TDK'nın oylamasına sunarım.)  hastalığıyla yeni yeni yüzleşiyorum.Öyle de bir meret ki bu en büyük semptomları ise tam eyleme geçecekken gelen bir esneme hali bir susama acıkma hali, film izleyesi veya Youtube'dan Serdar Ortaç şarkılarına karaoke yapası gelmesi hali ....

Son olarak eğer yolunuz sayfama düşerse ve ahanda bu kız beni anlatmış derseniz size şimdiden geçmiş olsun dileklerimi iletirim. Fekat bu kız benim eski halime benziyo diyebilen biri olursa, O'na selam eder kırılma noktasını dinlemek isterim.