30 Aralık 2012 Pazar

Informative...

Bir final döneminin daha başına geldik.Projeler atlatıldı.Vizelere nanik yapıldı. Presentasyonlar, kısa filmler, quizler falan filan derken baba finaller geldi kapıya dizildi.Hocaların bütünlemeye karşı tavrı oldukça sitemkar ve "nah geçersiniz bu bütünlemelerden" tarzı yaklaşımları da bir öğrenci gözünden fazlasıyla göz yaşartıcı bulundu.Birileri acilen bütünleme sınavının amacını anlatıversin hocalarımıza zira aramızda jargon farkı mevcut.(bkz.üniversite hocası jargonu)

Milli piyango biletlerine karşı net tavrımı belirtmek isterim.Bana göre satan için umut taciri demek "satıcı"dan daha fazla anlam ifade ediyor. Alan için ise bir şey deyip kalite çizgimden kayacağımı zannetmediniz umarım.Milli piyango bileti 10. 20. 40 Tl ama beyin çalıştırma pay-free a dostlar. Naçizane tavsiyem umudu insanların eline bakarak beklemektense taş taş üstüne koyup kendimiz inşa edelim.(Yaz kızım...)

Çok çok sevdiğim bir dost bana elleriyle üstünde adım yazılı olan kalp şeklinde cookie yapmış.Yedikçe mutluluk level'ım bi çubuk artıyo.(Karabiberim ellerine sağlık annemmm sen ne hamarat bir hatun oldun çıktın ya çift ş'li Maşşallah sana)

Evde her Allah'ın günü bir değişiklik var.Bir gün dolapların yerleri değişiyor bir gün yeni halılar geliyor. Annecan normal gözüküyor ama zannediyorum ki 3 vakite kadar bana görücü gelecek aksi halde  bu kadar çok değişiklik başka ne ile açıklanabilir ki??

Saçlarım tel tel döküledursun (tel  kadayıf çekmedi ki canım hiç ben şişko diilim ki) isviçreli bilim adamları ve teknolojik alet edevat satıcıları yeni bir deney, ürün, proje ile karşımıza çıkmaktan geri kalmıyor.Yok iphone 5 ile dünyayı fethetmeler yok proton tokuşturmalar, benim lepiska saçlarım şeftali tüyü oldu ona hala çare yok ama...Sanat bile halk için olmuş bilim hala insanlığa hizmet edemiyor.Şeytan diyo al protonları sok kulaklarına. (Zihni Sinir, sen bakma onlara hocam. Sana saygım sonsuzdur.Bilirsin...)





15 Aralık 2012 Cumartesi

Anneler VS. Babalar

Şu hayatta beni en çok koparan şeyler annecan monologlarıdır. Sizin evi bilme lüksüne sahip değilim ama bizim evde annem genelde uzun hava şeklide kendini 3 dk repeat ine alarak sunar en yaratıcı cümlelerini.Annenizin ağzı iyi laf yapıyorsa ve zekası normalin üstündeyse cevap vermemek biz cücükler için daha hayırlı diye düşünüyorum.Örnek verip de diğer annelerin cümle dağarcığını geliştirmek istemem ama annem bence dalında bir numero.

Bunun yanında babalardan bu tarz cümleler pek duymayız Su isteyince "popo ebatı dalında tek rakibim Kim Kardashian diye altın kaplama çerçeve asmalı senin" diyen bir baba görmedim ben hiç.Bakınız babalar da bu kulvarda anneleri hadi göriyim sizi hodri meydan diyerek yalnız bırakmışlar, efendice çekilmişler.Onlardan genelde nasıl konuşma bu, oldu mu bu şimdi, sen nasıl istersen, bir daha olmasın ama tarzı cümleler duyula gelir.

Babalar doğaları gereği "Ah kerata yapmışsın bi hata olur bu gençlik döneminde bize de tolere etmek düşer." anlayış tarzını benimsemişler.Ancak anneler bu cümleleri eşe dosta espri konusu yaparlar sonra es kaza sizin kulağınıza gelince yapılanlar susayınca su içmek kadar doğal bir şeymiş gibi "Sen yaparken ayıp olmuyo da ben söyleyince ayıp di mi kızım."diye bastırırlar.Sana da sinirden önce kırmızı sonra mor sonra koyu bordo renk skalasında fink atmak kalır.

Babalar size ters bir kelime etmediği için sizden de ters kelime duymaya pek tahamül edemezler.Ancak annelerle yüz göz olunmuş bir kere onlara rahatça çemkirilebilir.(Yalnız size tavsiyem cümlenizi bitirmenizle kapıyı çarpmanız eş zamanlı olsun zira anne ırkı Allah tarafından üstün cevap verme kabiliyetiyle yaratılmıştır.Üzgünüm beyler torpil büyük yerden.)

Neyse işte annelerin olayı bu yani.Ben de ileride nur topu gibi bir evladım olursa diye annemin bana ettiği cümlelerden hmm bu güzelmiş dediklerimi şimdiden pembe Hello Kitty'li defterime not alıyorum.Hamilelik dönemimde de ezberime alıcam ki düşünmeden bir çırpıda söyleyeyim de bir havalı olsun şöyle çocuk ağzı açık bir şekilde şapşal şapşal baksın suratıma bir süre vay bee desin.




4 Aralık 2012 Salı

KIYAMEEEEEETTTT!

Türkiye Cumhuriyet'inin kuruluş tarihini bile bilmeyenlerin dahi bildiği bir tarih 21 Aralık...Efenim Maya takviminine göre 17 gün sonra hepimiz ölüciiz. Bildiğin genel bir soykırım işte...Alman ırkının da dahil olduğunu görünce Hitler'in kemikleri ters dönebilir keza Sarkozy'nin de kıyametin kopmasından bizi sorumlu tutması muhtemel zira soykırım ile Türkiye'yi eş anlamlı belledi yiivrum. RTE de şu ahir günlerimizde Yuropin Yunyın'a giremezsek eğer kıyameti falan bekleyemez anacım vakitsiz dertten hık gük der gidiverir.


Biz 21 Aralık mitini dost meclisinde espri konusu yapakoyalım, yakın zamanda gördüğüm kadarı ile bazı adem oğulları Fransa'nın Bugarach Köyü ile Türkiye'nin Şirince köyünü mesken bellemişler.Çünkü genel kanıya göre oraya birşey olmazmış (Ali Ağaoğlu'nun ise neden Şirince'de bi toplu konut işine girmediği tarafımca merak konusu.).Buradan da anlaşılacağı üzere kafalar fırıl fırıl fırıldıyor. (Delilenmeye bir adım var dedin dedin delirttin bu milleti sayın İlhan Şeşen.)

Kimseyi yargılama hakkını kendimde görmediğimden olsa gerek kendini bu tarz haberlerin inandırıcılığına kaptıranlara sadece selam ederim.Bi de şunu söyliyim nolur ama ya lütfenn bak ağlarımm ki sonra

Sayın Abiler, ablalar ve mini mini çocuklar

Çocukların pırıl pırıl hayal güçlerine hayran kaldığımdan onları yalnızca öperek selamlıyorum.Sözüm yetişkinlere...

Eğer kıyametin kopacağına inanıyorsanız lütfen biran önce istifa etmeye başlayın özellikle P&G ve Eczacıbaşı employee güruhu... Bizler de bu boşluğu itinayla dolduralım.Hadi arkadaşım bekleme yapma.

Amerika, işte hayır işleme fırsatı ayağınıza geldi. Emin olun ki overlokçu makinesinin ayağınıza gelmesinden daha hayırlı bu iş. University feelerini kaldırın bi zahmet ya da luxury brandlere indirim uygulayın.21 Aralık günü zebanilere mi giydireceksiniz o Alexander Mcqueen şalları kuuuzum? Ayrıca bkz. bir satış stratejisi olarak "sürümden kazanma" .Hadi bakalım aldın sen mesajı.





25 Kasım 2012 Pazar

Bana gerizekalı de Kazım

İnsanlar çeşit çeşittir.Kabul...Sen hepimiz tek yumurta ikiziyiz mi sanıyodun len dümbük demeyin lütfen.Amacım insan ırkını bölümlere ayrırıp incelemek değil.Zaten ben de bir antropolog değilim, psikolog hiç değilim.Daha cücüklükten yeni bitmeyken ergen ergen triplere girip ya anneeaa salak Sudecan soyadımla dalga geçiyo Şerbet Şerbet diyo bana yeaaa çok moralmanlarım bozuk diye popişimi yırtarken annecanım bana bir söz söylemişti."Küçük insanlar kişilerle büyük insanlar fikirlerle uğraşırlar"diye.(Tabi annecanım da bir Balzac olabilir ama bir Alex değil. Özliycez seni Alex : ((  )Anlamadım tabi o zaman.İçimden yarın ben de senin o iki örgünden tutup sallayıp sallayıp elektrik direğinin tepesine kuş gibi kondurmazsam diye düşünüp hırslanıyordum. Ergen aklı len ya ne olacağdı.Ve beklediğimiz an geldi ergenlikten çıktık ve akıl pılını pırtını toplayıp yuvaya kesin dönüş yaptı.

Artık İrem de sınavlarda hiç yardımcı olmuyo ya da İrem de çok soğuk cümlelerinin benim üstümdeki etkisi ayağımdaki küçük parmağımın kör tırnağının üstümdeki etkisi kadar gençler.Ben büyüdüm artık sadece fikirler üzerinde tartışmalara, panellere, etkinliklere katılıyorum dersem zırvalamış olurum.Mesela şu an yüzümde kil maskesi var ve ayaklarımı ısıtmak için saç kurutma makinesini fişe takıp ayaklarıma doğru tutuyorum (Kutup ayılarına kocaman bir özür borçluyum.).Ama kuyuya her atılan taşı oradan çıkarma zahmetine girmiyorum bırakalım onu diğer akıllılar yapsın.Ya da fi tarihinde şu bana şöyle demişti şöyle yapmıştı vay efendim o ne hadsiz insanmış püüü Allah da seni... gibisinden serzenişlerde de bulunmuyorum.Beklentim düşük ve toleransım yüksek.

Ha bi de son olarak, kestaneli pastaya ne kadar bayılıyorsam birinin bana öykünmesinden de eş şiddette nefret ederim.Kalan ömrümüz büyük bir dilim hani şu üzerinde en çok kestane barındıran pasta dilimini yalayıp yutmuş gibi tatlı geçsin bi de özgün...

15 Kasım 2012 Perşembe

3 ADIMDA YILBAŞI KUTLAMA REHBERİ

-Yılbaşı bizim bayramımız değil ki
-Daha Aralık'a girmedik kardaş sen hangi takvimi kullanıyosun ki
-Pardon da kırmızı 2 sezon öncesinin rengiydi taam mı taaaattlaaamm
-Ren geyiklerine de bindir bari bizi
cümlelerini söyleyen, önce dilinin ucuna getiren dil ucunda bi tur atırıp iki dudağının arasına sıkıştıran veya da dermiş gibi yapanlar lütfen alt tarafı okumayın beyler.Üst kısım sizlere kâfi.

Adım 1 : Kırmızı Don

O don o popişe geçecek arkadaş.Sanmayın ki marketlerdeki yılbaşı ağacını kolunun altına sıkıştıran  abiler, hindinin yağsızını arayan ablalar uzun kasa kuyruklarında şunu bi kursam, şunu bi pişirsem diye düşünüyolar.Yalamaya başla canım avcunu anca bitirisin! Buyrun bakın bakalım ne düşünüyorlarmış.

-Uff listeye de yazamadık çoluk çocuğun eline düşer diye bak unuttuk işte kırmızı donu yarın süt bitmiş diye çıkayım evden de Migros'tan alıveriyim bari.

-Lan geçen yıl giymedik diye burnum boktan çıkmadıydı. Bu yıl bari alalım da işim gücüm rast gitsin.


-Ay bu yıl kırmızı donumu giyiyim de ÖSS'de şansım açılsın inşallah Yareppim.


-Önce kırmızı donumla gireyim yeni yıla haftaya da Telli Baba'ya gidicem Ayşecan. Merve de öyle tanıştı Kamuran ile.

Ayrıca bıyıklı, tespihli mahalle abileri sözüm sizlere de ve altın günü dönüşü otobüsü soğan kokusuna maruz bıraktıran gün anneanneleri sizler de üstünüze alınabilirsiniz.


Adım 2 : Dışarıdaysan Kop Kop Evdeysen PTT

Şimdi imkanı olan var olmayan var.Sizlere Nişantaşı Sofa Hotel'in çatı katındaki Frankie adlı mekan tercih edilebilir veya Suada'da bol canlı müzikli (2011 de MFÖ vardı mesela) bir geceyle eğlencenin dibine vurabilirler.Pırıl pırıl göz makyajı tek bir gecede abes karşılanmaz(evet bildiniz bu gece o gece).Kıpkırmızı rujlarla sadece geceye değil şampanya bardaklarınıza da imzanızı atabilirsiniz.Ve siz, erkekler, sevdiceğinizle uyumlu giyinin lan.Bayılıyom öyle uyumlu giyinen çiftlere dibim falan düşüyo.(Ya da giyinmeyin öyle uyumlu nazarı falan da var bu işin.Gece bittiğinde doğrudan anneannenize gidin de kurşun döksün size tü tü tü maşşşallah.)  Velev ki evdesiniz, kapayın ışıkları dizin mumları yerlere asın çam ağacınıza noel baba figürünüzü ve yakın gözlüklerinizi de takın.Saatler 00.05' i gösterdiğinde ise Cnbce vasıtasıyla Victoria's Secret keyfine dahil olun.(EFENİM boyu 155 cm in altında ve etine butuna dolgun bayanlar lütfen izlemeden önce 2 seanslık psikolog dozunuzu alıp da gelin sonrasında feci karın ağrıması yapabiliyo walla bende söylemesi). Öncesi ise tabiki demli çaylı aile muhabbeti...

Adım 3 : Mutluluğu Paylaş

Coca Cola ile ticari ve kar amacı güden bi anlaşma yapmadım tabiki. Ama bu sloganı sevmeyen el kaldırsın çoturt diye kırayım o elini.Saatler 12 yi gösterdiğinde sevgilisine, anasına, babasına, Malatya'daki abisine, eski mahalledeki komşularına ve telefonunu rehbere sırf sınav notu istemek için kaydettiğiniz arkadaşlarınıza nefis temennilerle dolu konuşmalar yapın.Mutluluktan gebericek gibi olduğunuzu fark edince de anlayın ki doğru yoldasınız.Mesaj atmayın be insanoğlu hele hele seneye görüşürüz, borç verirsen seneye öderim tarzı geyiklerden bir günah gibi sakının piliiz.



6 Kasım 2012 Salı

"İşte öyle bişi" oldu bu yazı da!

Bur aralar ben : 

-Dil ve beyin arasındaki koordinasyonda ciddi kopukluk yaşıyorum.Mesela restauranttaki garsona : Her şey çok lezzetliydi.Yumurtalar da yök kumurtasıydı galiba diyebilitem var.Ya da gezi dönüşü hocaya çok güzel bi geziydi teşekkürler yerine çok güzel bi güzeldi gibi cümleler kurabiliyorum.

-Uzun bir aradan sonra ilk kez inandığım bi hedefim var.Paylaşmak istemiyorum henüz ama bayadır ilk kez bu kadar heyecanlı hissediyorum kendimi.Önünü görebilmek ne hoş bi duyguymuş.Sonunda belirsizlikler silsilesi adlı gemi limana yanaştı.Go georgeos go!(self motivation tavanlarda)

-"Evrenden torpilim var"'ı tekrar tekrar okuyup altını fosforlu highlighter kalemcağızımla çiziktiriyorum.

-Okulu aksatmamak için ekstra bir çaba sarf ediyorum.

-Sabah kalktığımda belim ölesiye ağrımasın diye uyku pozisyonumu (en azından uyuyana kadar) yüzü koyundan sırtüstüne terfi ettirdim.

-1-2 kişiyi çok seviyorum.Haftada bir kez görmek yetmiyor hep onlarla konuşmak, dertleşmek, vs. vs. istiyorum.(Şu vs leri yazarken dahi aklıma Victorias Secret donları geliyosa anladım ki ben iflah olmam.Pis shopaholic seni...)

-Eskiden imrendiğim çoğu şeyin şimdi hiç bir değeri kalmadığını görünce hayrete düşüyorum.(What a rapidly driven taste shift?)

-Annecan ile sohbet ederken resmen zevkten dört beş köşe oluyorum.Ya sen bana ne çeşit bi hediyesin?Şuraya da tıklayıver pls.

-Ali Ağaoğlu ile Banu Alkan'ı baş göz edesim geliyor.(bkz. Yaptık! Olacak! VS. Ben hala Türkiye'nin en güzel kadınıyım.)

-Müzik dinlerken müziğe bir güzel dış sesimle eşlik ediyorum.(Barmen bu kız ne içtiyse aynısından bana getir etkisi yapmaması için bunu açık hava yürüyüşlerimde tenha yerlerde yapıyorum.)

-Murphy yasaları işleyişini test etmek için markete resmen Hello Kitty'li pijamamla gidiyorum ama hala mahallenin filinta abileri  ya da lisenin It-Boy'ları ile karşılaşamadım.(Ulan Murphy yasa da olsan bendeki inandırıcılığın Noel Baba'ya olan inancımla eşdeğer bebeğim. Sorry about it.)

-Bi dinginlik geldi üstüme.bi huzur ve sakinlik. Dingillik değil be ablacım dinginlik.














31 Ekim 2012 Çarşamba

Dikkat!! Fazla Kişisel Bir Yazı Oldu Bu!!

Benim bir dayım var.Olağan bir şey. Belki sizin de vardır.Belki sizinkilerin sayısı birden bile fazladır.

Küçük kalbimde çok büyük bir yere sahip olan bir dayım var benim.Ben kelimesini çok az kullanan, kendini geliştirmek için ne öğreniyorsa aynılarını bana da öğretmeye çalışan...

İçi tıka basa güzellik dolu bir dayım var benim.Benim hayatıma da dokunduğunda güzelleştirir hayatımı oradan biliyorum.

Sinirlilik halinin bile yakıştığı bir dayım var benim.Kızınca gözlüğümün bir camının içine kağıt parçası sıkıştırıp Sürahi Hanım yapar beni ve bir gemici üniforması gibi beyaz dişlerini göstermeden naifçe güler.

Ve bir gün hayat Doğrucu Davut misali dayımı hasta ilan eder.Bu da yetmezmiş gibi beyninin içine kötü yürekli askerlerini gönderip canım dayımın geçirdiği en güzel anları ona unutturur.Canından çok sevdiği işine gitmek istemez.Canının canı olanlara vakit ayırmasına  45 yıldır onu her yere taşıyan ayakları razı gelmez.O' ndan alınan haberler şöminenin içindeki kızgın bir kütük parçası gibi kavurur içimizi.

Dayım...Sen unutursan ben ikimiz için de hatırlarım. N'olur ferah tut yorgun ve yaşlı yüreğini. bana işkembe çorbası ısmarlamalarını, aldığın demonte Bianchi Bisikleti sabahın 5 inde ben uyanmadan nasıl birleştirip bana sürpriz yaptığını, birlikte bit pazarlarından toparladığımız antika para ve anahtarlık koleksiyonumuzu, sahip olduğum ilk Walt Disney ansiklopedilerini, Mesleğinin sembolü haline gelen Ray Ban Aviator'ını bana daha ben teklif etmeden verdiğini, birlikte Katmer Tatlısı yaptığımız günleri, Altınoluk denizinde zıpkınla balık tutma denemelerini, asansörde hapşırdığımda saçtığım tükürüklere aldırmaksızın "Sen çok yaşa İremim" demelerini, Türkiye'nin hemen hemen her yerini seninle gezmemizi...

Dayım belki sen fark etmedin ama ben fark ettim ki sen, seni tanıyan herkesin hayatına simsiyah mürekkepli kalemle imzanı atmışsın.Hatırıma gelen her güzel günün ışığı sen olmuşsun.Bazen bencillik edip senin evlenmeni hiç istemediğimi burada itiraf etmeyeceğim ama şunu itiraf etmek isterim ki Balıkesir bana sen ve dedem içindeyken bayram havası soluturdu. Önce dedem beni terk etti.Ben daha onun muhakemesini tamamlamamışken sen de sana ihtiyacı olanları bırakmazsın di mi?

Son olarak hani telefon konuşmalarımızda seni çok seviyorum dayıcım derim ya...Aslında ben seni senin düşündüğünden bile daha çok seviyorum.1 kez bile söylesem 3 yerim söyler sana bunu : Hem dilim, hem beynim, hem yüreğim...